Rahmetle Anılmak, Ebediyet Budur

Gençlere İstiklal Savaşını anlamaları için İstiklal Şairi Merhum Mehmet Akif Ersoy’un Çanakkale Şehitlerine şiirini tavsiye ederim. Roman gibidir. An be an savaşı yaşarsınız, içiniz titrer. Merhum başka bir şiirinde şöyle der:

Toprakta gezen gölgeme toprak çekilince,
Günler şu heyulayı da er, geç silecektir.
Rahmetle anılmak, ebediyet budur amma,
Sessiz yaşadım, kim beni, nereden bilecektir
? 

Hepimizin de ortak derdi bu değil mi aslında: Öldükten sonra rahmetle anılmak.

Üniversitede öğrenci olduğum sıralarda Ankara’da Mühendislik Müşavirlik Şirketi olan (Enfal Mühendislik) Merhum Faruk Lüleci Beyefendi ile tanışmıştım. Onunla bu tanışıklığım benim tüm mesleki kariyerimi derinden etkilemiştir. Okul bittikten sonra da onunla bağlantıyı koparmadım.

2006 yılında işimden ayrılıp kendi işimi kurma fikri gündeme geldiğinde de görüşlerini almak için en çok rahatsız ettiğim kişi de o olmuştur. Merhum ne zaman yanına gitsem benimle çok sıcak ilgilenir ve sabırla beni dinlerdi.

Yine 2008 yılı yaz aylarıydı, bir konu için onun görüşlerine ihtiyacım olduğu bir gün aradım ve randevulaştık. Ben randevu saatinde onunla görüşmek için Sincan Organizede danışmanlık yaptığı bir firmaya gittim. Sekreter Hanım hastane işleri olduğu için bugün fabrikaya hiç uğramadığını söyledi. Bu Faruk Bey’in hiç tarzı değildi. Buluşacaktık. Telefonla aradım. Özür diledi, hiç hesapta olmayan bazı tetkik ve tahliller sebebiyle acil hastaneye gitmesi gerektiğini, mümkünse başka bir güne tekrar randevulaşabileceğimizi söyledi. Ben tabi dedim ve geçmiş olsun deyip telefonu kapattım. Hazır gelmişken diye organize sanayide bir iki firmayı ziyarete çıktım. Bir saat geçti ya da geçmedi Rahmetli beni aradı. Hastanedeki işlerinin bittiğini, ofise geçtiğini, orada görüşebileceğimizi söyledi. Ben de hiçbir şey olmamış gibi koşa koşa ofise gittim.

Selamlaşma, hal hatırdan sonra uzunca konuştuk. Ben kafama takılan sorularımı sordum, o da her zamanki beyefendi üslubuyla tane tane, anlattı. En zıt görüşlerde bile karşısındakini rencide etmezdi. Ne zaman çıkma vakti geldi, benim aklıma hastanedeki tahliller geldi. Kendisi için mi? Yoksa bir yakını mı? Ciddi bir durum var mı? Sordum.

Sıkı durun: Daha önce yurtdışında kanser tedavisi gördüğünü, bugünkü tetkikler sonucunda hastalığın yeniden nüksettiğinin anlaşıldığını, hastalığın böbreklere sıçradığının fark edildiğini ve böbreklerden birinin acil alınması gerektiğini, ameliyat gününü ayarlamaya çalıştıklarını söyledi.

Benim nasıl bir şok ve utanç yaşadığımı tahmin edemezsiniz. Ben saatlerce onunla sohbet ettim, konuştuk ve o hiçbir şey yokmuş gibi bana cevaplar verdi. Bir süre konuşamadım, ne diyeceğimi bilemedim, durumu nasıl toparlayacağım konusunda hiçbir fikrim yoktu. “Allah şifa versin, geçmiş olsun” dedikten sonra: “Bu şartlar altında beni niye kabul ettiniz, böylesine hayati bir konuda ben sizin yerinizde olsam asla bu görüşmeyi kabul etmezdim!” dedim. Bana söyledikleri hala beynimde yankılanır: “Senin bana şimdi ihtiyacın var. Öbür tarafta, ahirette bana: “O gün İsmail’in sana ihtiyacı vardı, neden onunla görüşmedin?” diye hesap sorarlarsa ben bu vebalin altından nasıl kalkarım, ne cevap veririm?”

Merhum 2008 yılında, bu görüşmeden birkaç ay sonra Hakkın Rahmetine kavuştu. Çok ihlaslı, mütedeyyin bir zattı. Allah gani gani rahmet eylesin.

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s