Paranormal Olaylar: 2

Özellikle kurak geçen yaz aylarında orman yangınları çok sık görülür. Sebebi ya bilinçsizce yakılan mangallar, ya da araçlardan atılan söndürülmemiş izmaritler. Tekrar, tekrar hatırlatılmasına rağmen neden insanlar halâ izmaritlerini arabalarının camından söndürmeden dışarı fırlatırlar? Ya camdan fırlatılan kutu içeceklerin kaplarına, boş pet şişelerine ne demeli?

Geçtiğimiz kurban bayramında gazetelere manşet olmuştu: Kapadokya’da piknik yerleri bayramda çöplüğe dönmüş. Bir grup Japon turist de gelip giymiş eldivenleri ve çöpleri toplamış! [1] Demek ki piknik sonrası orta yerde çöpleri öylece bırakmak da yine bize özgüymüş!

İnsan bir arkadaşıyla karşılaşınca ya kucaklaşır, ya da elini sıkar.  Şu kafa tokuşturma ne demek? Artık bu konuda da kaşımızı, gözümüzü yara yara tecrübe ettik. Biri inatla sizinle kafa tokuşturmak istiyorsa çok yavaş yaklaşmalısınız, küçük bir kaza olabilir! Soluğu acilde almayın!

Tadına bakmadan yemeğe tuz atmak yine benim en sık gördüğüm vakalardan. Hatta rahmetli Vehbi Koç’un iş görüşmelerinde adayları yemeğe götürdüğü söylenir. Eğer tadına bakmadan yemeğe tuz atıyorsa, onu çok önyargılı bulur, işe almazmış. Evet işin arka planında bir sürü sosyo-psikolojik etmenler bulabilirsiniz, fakat tuz zaten çok faydalı değil, abartmaya ne gerek var! Sıcak mı, soğuk mu bakmadan bir bardak çayı dikip sonra da gözlerinden ateş çıkan insanlar görmüşsünüzdür.

Güzel bir yaz günü, akşamüzeri, eşinizle el ele tutuşmuş dolaşıyorsunuz. Arabanın camından kolunu sarkıtıp, hafif yan durup yüksek sesle “cıstak, cıstak” müzik dinleyerek yanınızdan geçen arabalar ne kadar asap bozucu öyle değil mi? Sabah erken ya da gece geç saatlerde bile, çoluk çocuk, yaşlı, hasta demeden sokak aralarında bazıları böyle fütursuzca dolaşabiliyor.

Aşağıdaki resim her halde sıradaki konuyu özetliyordur: Kamyoncu Edebiyatı. Sosyal medya bu kadar yaygınlaşmadan önce insanlar kültürel ve sanatsal cevherlerini (!) işte böyle ortaya koyuyorlardı. Daha esprili olma, daha fazla dikkat çekme, hepsi bir yana varlığını hissettirme kaygısı. Bu yazılar kazalara bile sebep oldu ve yasaklandı, kim dinler ki yasakları! Bizim temel sorunlarımızdan biri de yasakları çiğnemek değil mi? Neden? Çünkü denetim yok veya daha önce de yazdık, cezalar caydırıcı değil.

W42-20-5

Çok katlı bir işyerine ya da bir hastaneye gittiğinizde asansör çağırma düğmesine basarsınız. Sizden sonra gelen kişi de basar. Haliyle asansör yoğun olduğu için gelmesi biraz uzun sürebilir. En son gelen üçüncü kişi de düğmeye basar. Hatta hışımla çağırma düğmesine tekrar tekrar basar, siz getiremediniz ben getirdim onu, zaten bu asansör milleti bir defa düğmesine basmakla anlamaz!

Emniyet kemerini hiç takmamak ya da emniyet kemeri uyarı sinyaline karşı susturucu takmak. Böyle bir aparat bu kadar yetkilinin gözü önünde nasıl ithal edilir veya nasıl olur da satışı devam edebilir? Geçenlerde bir arkadaşın yanına oturmuştum. Emniyet kemerini arkadan tokaya takmış, aklı sıra aracın uyarı sinyalini atlatıyor. Ona şöyle dedim: Harikasın, arabanın sürücü koltuğunu emniyete almışsın!

İlkokullarda defter ve kitapları kaplamak da yine bir başka konu. İlkokullarda öğrenim gören öğrenci sayısı yaklaşık 6 Milyon ve her bir öğrenci defter, kitap kaplamak için 5 TL harcasa, bu demektir ki yılda 30 Milyon TL’yi çöpe atıyoruz. Bu sırf kaplık için harcadığımız para!

Dünyada sakal ve bıyığın şekline, taranma biçimine, uzunluğuna, tıraş şekline anlam yükleyen tek ülke biz değil miyiz?

[1]: https://nevsehirkenthaber.com/ekonomi/japonlar-utandirdi/

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s